ilaç rehberi enerji
Altay
       
Üye Girişi
Üst Üste 2. Galibiyet 05 Aralık 2016  
0
Olağanüstü Kongre Yapıldı 05 Aralık 2016  
0
Özlediğim Altay... 28 Kasım 2016  
0
Tribünümüzden Kötü Haber 21 Kasım 2016  
0
Düşüş devam ediyor 13 Kasım 2016  
0
 
Altay 9 Günde Telafi Edecek 25 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Hedefim 3. Şampiyonluk 25 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Güven geri geldi devamı da gelsin 24 Ekim 2016  
0 Murat Arabacı  
3 Puan Özlemi Sonlandı 24 Ekim 2016  
0 Hürriyet  
Atakan Mucizesi 24 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Altay Galibiyeti Unuttu 17 Ekim 2016  
0 Sabah  
Altay'da Kan Kaybı Sürüyor 17 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Altay'da Turmuş Devri 12 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Altay Büyük Fırsat Tepti 18 Ocak 2016  
0 Yeni Asır  
Altay'ın İstanbul Kabusu 14 Ocak 2016  
0 Amk  
   
Bizden Haberler

Yüzyıllık Yalnızlık

28 Temmuz 2014 09:27  
Cumhuriyet daha kurulmadan yıllar önce, cumhuriyet ve hürriyet fikriyle yanıp tutuşanların takımı Altay, elbette ki bugün en büyük yalnızlığını İzmir'in ötekileştirilmesiyle yaşıyor; bu da tesadüf değil.

''Dört nala gelip Uzak Asya'dan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan, bu cennet bu cehennem bizim'' demişti büyük şair Nazım Hikmet. Orta Asya'dan Anadolu'nun en uç noktalarına kadar binlerce yılda damla damla işlenen bir kültür vardı damarlarımızda. İşte bu kültür içerisinde Altay adında bir kulüp yaşıyor son 100 yılda. Efendilik ve mütevazilik üzerine kurulmuş; ancak söz konusu vatan olunca, isyan ateşini en önde taşıyanların kulübü olmuştu her zaman Altay.

İzmir denilince akla Altay'ın gelmesi, Altay'ın İzmir adını armasında taşıması, bunlar tesadüf değil. 14 Mayıs 1919'da, İzmir işgal edilmeden bir gün önce, Mustafa Necati'nin halkı vatan savunmasına çağırması, bağımsızlık şiarını haykırması ve o dönemin ilericilerinin aynı zamanda Altay'ın kurucuları olmasının tesadüf olmaması gibi. Cumhuriyet daha kurulmadan yıllar önce, cumhuriyet ve hürriyet fikriyle yanıp tutuşanların takımı Altay, elbette ki bugün en büyük yalnızlığını İzmir'in ötekileştirilmesiyle yaşıyor; bu da tesadüf değil.

Tarihinde birçok başarısı bulunan takımımız, aradan 100 yıl geçmesine rağmen, hala hakettiği değeri göremiyor. Başta beceriksiz kulüp yöneticileri olmak üzere, yerel yönetimler ve merkezi yönetim kadroları bugün bile hala Altay'ın gerçek değerini görmezden gelip, adeta onun yok oluşunu dört gözle bekler haldeler. En basitinden altyapısının kullandığı bir sahayı bile elinden almak için can atar durumdalar. Bunu Hilal Sahası'nda gördük. Ancak aynı yönetimler, anonim şirketi olan takımlara her türlü destek ve yardımı yapmak için can atar durumdalar. Bunu buraya yazdık, zamanı gelince yüzlerine vuracağız.

12 Eylül darbesinden sonra elimizden alınan Kordon'da, denizin içinde yer alan Altay Sosyal Tesisleri'nin karşılığı olarak 100. yılda Altay'a kalıcı gelir anlamında bir tesisin devredilmesi İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin görevidir. 12 Eylül Cuntası'yla hesaplaşmak ancak böyle olur. Daha 20-30 yıl önce valilik kararıyla kurulan takımlara lüks statlar yapılırken, iş asırlık futbol geleneği olan İzmir'e geldiğinde gözler görmez, kulaklar işitmez olmuştur. Altay Alsancak Stadı'nın artık 100 yıllık sahibine devredilmesi gerekmektedir. Yerel yönetimler, altyapıya her türlü kolaylığı sağlamalıdır. Çünkü Altay'a sahip çıkmak İzmir'e ve kentin kültürel belleğine sahip çıkılması anlamına gelmektedir. Alsancak'ta bulunan Altay binasının restorasyonu bir an önce yapılmalı ve Altay Müzesi olarak kentin sosyal hayatına kazandırılmalıdır.

1980 sonrası yaşanan gelişmeler, tekelci ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçiş, İzmir'in ekonomik ve sosyal yaşantısını alt üst etti. Bununla birlikte endüstrileşen futbolda da elbette en büyük zararı Altay gördü. 12 Eylül darbesinden sonra değişen durumun en güzel kanıtı, İzmir'in son büyük başarısını 1980 yılında Türkiye Kupası'nın kazanan Altay ile yaşamasıydı, ardından bocalama ve düşüş başladı. Altay'ın tarihi kuruluşundan bugüne, Cumhuriyet tarihiyle at başı gidiyordu. Elbette bunun içinde İzmir tarihi de vardı. Kurtuluş meşalesinin yandığı İzmir'de Altay da futbolda ahlak meşalesini yakmıştı. Cumhuriyet'in yaşadığı her değişimden Altay da etkilenmiş. 27 Mayıs 1960 İhtilali'nin ülkede yarattığı özgürlük ortamından yararlanmış, ancak sonrasında kayırmacılığın futbola yansımasıyla bir kez daha mağlup olmuştu. 1964 yılında yapılan haksızlığa boyun eğmeyerek, kızıl bir meşale alevlendirmişti Rıdvan Burteçin. Türkiye futboluna verdiği bu ders, hala değerinin karşılığını bulamamıştır.

Ahmet Arif, '' Mağlup mu desem mahcup mu / Ama ikisi de değil / Ben garip sen güzel / Dünya umutlu'' dizeleriyle yüzyıllık yalnızlığın duygusal şemasını yazmıştı belki de. Yaşanılan ve katlanılan her türlü zorluğa rağmen, İzmir'in çukurunda ve tepelerinde, varoşlarında ve yoksul mahallelerinde, kitlelerin peşinden koştuğu bir lokomotif olmuştu Altay. İzmir'de, onu diğer takımlardan ayıran en büyük özellik, sadece bir semtin değil, bütün İzmir'in takımı olmasıydı. Bu bir İzmirli ve Altaylı'nın dikkat çekmesi ve övünmesi gereken en önemli olgulardan biri olduğu kabul edilmelidir.

İzmir'in iki yakasını çarpıştırarak oluşturulan popüler kültürde, İzmir'de başka renk ve takım yokmuş algısını yaratanlar, bugün hala Altay'ı görmezden gelmeye devam ediyor. Altaylılık öyle diplere bastırılmış ki, ''Biz de buradayız'' der gibi, Hilal Metro durağından geçen herkesin göreceği şekilde, evimizin duvarına Altay yazmışız. Bakın, gerçek İzmir sahil yolunda, Kordon'da, Yalı'da değil; gerçek İzmir, Altay yazısının arkasındaki gecekondularda. Altay da o gecekondulardan bir gün düze inip, küllerinden yeniden doğacağı günü beklemekte..
 



3 yorum 1459 tekil okunma
    Bu habere toplam 3 yorum yapılmıştır.
    Yorum yazabilmek ve okuyabilmek için üye girişi yapınız.