ilaç rehberi enerji
Altay
       
Üye Girişi
Üst Üste 2. Galibiyet 05 Aralık 2016  
0
Olağanüstü Kongre Yapıldı 05 Aralık 2016  
0
Özlediğim Altay... 28 Kasım 2016  
0
Tribünümüzden Kötü Haber 21 Kasım 2016  
0
Düşüş devam ediyor 13 Kasım 2016  
0
 
Altay 9 Günde Telafi Edecek 25 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Hedefim 3. Şampiyonluk 25 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Güven geri geldi devamı da gelsin 24 Ekim 2016  
0 Murat Arabacı  
3 Puan Özlemi Sonlandı 24 Ekim 2016  
0 Hürriyet  
Atakan Mucizesi 24 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Altay Galibiyeti Unuttu 17 Ekim 2016  
0 Sabah  
Altay'da Kan Kaybı Sürüyor 17 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Altay'da Turmuş Devri 12 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Altay Büyük Fırsat Tepti 18 Ocak 2016  
0 Yeni Asır  
Altay'ın İstanbul Kabusu 14 Ocak 2016  
0 Amk  
   
Bizden Haberler

Ne Yapmalı?

10 Şubat 2013 18:58  
Yıllardır özlediğimiz Altay'a kavuşmak için ''Ne Yapmalı?'' diyerek Barcelona'nın özelliklerini inceledik.

Geçtiğimiz günlerde İZVAK'ın düzenlediği panelde, 2000'li yılların başında iflas etmiş durumda olan ve daha sonra büyük bir yükselişe geçen Barcelona kulübünü inceleyen, Londra Üniversitesi Spor Endüstrisi Bölüm Başkanı Sean Hamil ve yine Barcelona'yı hatim etmiş bir gazeteci-yazar olan Lee Watson, önemli ayrıntılar paylaştılar katılımcılarla.

''Dernek kulüplerinde Barcelona Modeli'' adlı panelde konuşan Sean Hamil, Barcelona kulübünün mali ve sportif olarak dibe vurmuş haldeyken nasıl bir anda toparlandığını, yönetim ve altyapı anlamında yapılan devrimi gözler önüne serdi. Kendisinin anlattıklarını Altay ve İzmir bağlamında örtüştürerek anlatmaya çalışalım.

90'lı yıllarda dernek kulüplerinin yaşadığı mali krizler birçoğunu şirketleşme yoluna sürüklemiş ve futbol endüstrisi kapitalizmin en önemli çarklarından biri haline gelmişti. Şirketleşerek vergi borcundan kurtulmayı planlayan kulüplerde sıkıntılar sonra ermemişti. Dernek kulüplerinde vergi borcundan kurtulabilmek için de siyasilere yalvarmaktan başka bir yol kalmıyordu. Tam da bu noktada dibe vurmuş durumda olan Barça'da, yönetim karşısında başını La Porta'nın çektiği muhalif bir grup oluştu. Bir süre sonra bu grup kulübü yönetmeye başladı ve ''yönetimde ve altyapıda devrim'' anlayışı kulübe hakim oldu. Bizde de bu şekilde çalışmalar yürüten muhalif gruplar var elbet, ancak daha sonuca ulaşabilmiş değiller.

Göreve gelince ilk iş olarak üyelikleri temizleyen yönetim, daha sonra uluslararası bir üyelik kaynağı yarattı. Barcelona kulübünün üye sayısı birkaç yıl içinde yüz binlere ulaştı. Üye temizliğinde ölmüş olan birçok üye ve yönetimlerin keyfi yaptığı üyelikler silinmiş oldu. Her şeye sıfırdan başlanarak kulüp için ciddi bir kaynak yaratıldı.

Altay'a baktığımızda, bugün bin sayısına yaklaşmış olan üyelikler ;kulübe ne gelir sağlıyor ya da nasıl bir bağlılık yaratıyor, tartışma konusu. Kongrelerde katılımın üç yüzlü sayıları geçmediğini göz önünde bulundurursak, geri kalan kısmın kulüple ne kadar alakasız olduğunu göreceğiz. Altay Spor Kulübü'nde üyeliklerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kabul etmemiz gerekiyor. Yıllarca başarısız yönetimlerin Altaylı olmayan kişileri üye yapması ve sadece kongreye yönelik yapılan üyelikler Altayımıza hiçbir şey kazandırmadı. Gerçek Altaylıların kulübüne üye olma yolunun açılmasının zorunlu olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Kulüp yönetimine ya da Divan Kurulu'na bir yakınlığınız yoksa, üye olmak neredeyse imkansız. Hele ki son seçimde üyelik için verilecek paranın yüz liradan bin liraya çıkarılması ve yıllık aidatın yüz liradan iki yüz elli liraya çıkmış olması, Altay'a gönül vermiş orta halli insanların, geçim sıkıntısı yaşayan işçilerin, memurların,öğrencilerin hatta işsizlerin üyelik hayallerini belki de tamamen suya düşürdü.

Barcelona örneğine tekrar dönersek, bugün dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan biri; 177 avro karşılığında kulübe üye olabiliyor. Rakamlar karşılaştırıldığında yaşadığımız komik durum ortaya çıkmış oluyor. Cebimizde taşıyacağımız üyelik kartları bile, kulübümüze karşı duyduğumuz aidiyet duygusunu ortaya çıkarabilecek düzeyde. Üyelerin aktif olarak çalışmalara katılmalarını sağlamak, kulübün bir parçası olduklarını hissettirmek, futbolun duygusal bir oyun olduğunu düşünürsek; ne kadar önemli bir hareket olacağını anlamalıyız.

Yönetimsel anlamda Barcelona kulübünde görev alacak kişiler, kulübe mutlaka para harcamak zorundalar. Ve bunun karşılıksız olarak yapmaktalar. Yönetici olmak için 500.000 avro gibi ciddi bir rakamı hibe eden yöneticilere, Barcelona kulübü yönetici olmanın yarattığı popülerlik sonucu; parayı geri istemek gibi bir yol kalmıyor. Yönetici olarak zaten reklamlarını yapmış oluyorlar. Bizde ise başkanın ve yöneticilerin kulübe ne kadar para harcadığını bilemiyoruz. Ancak alacak sırasına girdiklerinde görebiliyoruz. Burada önemli noktalardan biri ise, kulübün kişiler muhtaç kalmayacak kadar geliri olması. Barcelona bunu başarmış. Önce mali başarı sağlanmış, ardından sportif başarı da kendiliğinden gelmiş. Bizde ise her sene tam tersi olmuyor mu?

Barcelona yönetimi altyapının geliştirilmesi için çok önemli adımlar atmış. Altyapının yönetiminde profesyonel kişiler çalışmaya başlamış. Bunun için elbette öncelikle kulüp yöneticilerinin işinde profesyonel kişilerden olması önemli. Altyapı geliştirme programı oluşturulmuş ve bugün takımda bir iki yıldız oyuncu dışında bütün futbolcular altyapıdan yetişme. Altay'da bu sene bununla ilgili güzel işler yapıldı, ancak yetersiz olduğunu hepimiz görmekteyiz. A2 ligine katılmadık ya da katılamadık. Akademi Liglerinde mücadele eden takımlarımızla yeterince ilgilenilmiyor. Her şeyden önce profesyonel bir yönetim anlayışı yok. Sportif olarak başarılar olduğu gözükse de ciddi geliştirme çalışmaları yapılmazsa, devamının geleceği belirsiz.

Değinilmesi gereken bir diğer nokta ise, marka değeri yaratma konusu. Harcamaların kontrol edildiği, iyi ve bilinçli yöneticilerin olduğu, disiplinli bir çalışma yaratan yönetim, kulübün marka değerini yaratmak için birçok yola başvurmuş. En önemli yol da sosyal sorumluluk projelerinde yer almak. 4 yıl boyunca Unicef' i bedelsiz olarak forma reklamı almaları, bütün dünyada bu yönde isimlerinin tekrar tekrar anılmasını sağlamış. Bütün dünyada sempati kazanmış ve bunun sonucunda üyelik ve lisanslı ürün satışlarından milyonlarca avroyu kasalarına koymuşlar. Altay'da çeşitli sosyal sorumluluk projeleri geliştiren ve geliştirmekte olan birçok insan var. Bunlarla temasa geçip çeşitli çalışmalarda bulunulması, marka değeri yaratmak açısından gerekli görülüyor. Altay'ın bir kulüpten daha fazlası olduğunu göstermek çok da zor olmamalı.

Barça'nın marka değeri açısından en önemli avantajı ise hem şehir takımı olması hem de İspanya'da özerk bir bölge olan Katalonya'nın milli değerlerini taşıması. Kulübün en önemli sloganlarından biri ''Viva Barcelona, Viva Catalunya''. O bölgede yaşayan insanların Barça'yı Katalonya'nın aslında olmayan milli takımı olarak görmesi de bu imajı pekiştiriyor. Neredeyse İzmir'de yaşayan kişi sayısı kadar insanın yaşadığı Barselona kenti her yönden milli ve tarihi değerler taşıyor. Bu da Barcelona kulübünün marka değerini arttıran etkenlerden biri.

Aynı şey İzmir'e ve Altay'a bakıldığında da düşünülebilir. İzmir'de herhangi bir semtin takımı olmayan ve '' İzmir'' adını armasında onurla taşıyan bir kulüp sonuçta Altay. Son yıllarda sıkça saldırılan İzmrlilik ve Cumhuriyet değerlerinin en önemli savunucusu Altay olursa şayet, bu marka değerimizi arttıran önemli bir faktör olur. Ayrıca Altay tarihi de, kuruluşundan bugüne içinde barındırdıklarıyla, saygı görmeyi ve savunulmayı hakediyor her şeyiyle.

Son yıllarda hor görülen ve yalnızlaştırılan bir şehirde yaşıyoruz.Belkahve ya da Sabuncubeli'yi aştığımızda bambaşka bir Türkiye'yle karşılaşıyoruz. İzmirli olma değerlerini taşıyan herkesi, Altay adı altında birleştirmek mümkün. Bir yakada şirketleşmiş ve cemaat sermayesinin eline geçmiş bir takım, diğer yakada ise kendini siyasi iktidarın şefkatli kollarına bırakmış, kendini tam olarak İzmirli olarak görmeyen başka bir takım. Olaya buradan bakıldığında İzmir'in her semtinde Altaylılar olduğunu da düşünürsek, İzmirlilik bilincini en iyi taşıyacak takım olarak körfezin tam ortasında durmaktayız. Bu potansiyeli avantaja çevirmek, bizi marka değeri anlamında ileri taşıyabilir.

Cumhuriyetin kurucu kadrolarının aynı zamanda Altay'ı kuranlar olduğunu herkese anlatmak gerekmekte. Cumhuriyet değerlerinin temellerinin atıldığı bu şehir, son zamanlarda bu değerlerin yok edilme çalışmaları karşısında, Altay ile birlikte daha sağlam bir mücadele vereceği kaçınılmaz bir gerçek olmalı diye düşünüyorum. ''Yaşasın Büyük Altay, Yaşasın Onurlu Mücadelemiz'' sloganının arasına ''Yaşasın İzmir'' i de yerleştirmek gerekir.

Hem sportif hem de mali başarı olarak dünyada zirvede kalacak olan Barcelona'yla Altay'ı karşılaştırmış olmam sizlere ilginç gelebilir. Futbol Endüstrisi'nin en vahşi hale geldiği bu düzende, değerlerini koruyarak, şirketleşmeden, borsada alınıp satılmadan, onurlu mücadelemizi sürdürebilmek için bir örnek olabilir diye paylaşmak istedim bu yazıyı.

Ayrıntılı bakılırsa örtüşen pek çok yanı var iki takımın, en basitinden marşlarının bile..


YSKA Haber Servisi
 



6 yorum 1532 tekil okunma
    Bu habere toplam 6 yorum yapılmıştır.
    Yorum yazabilmek ve okuyabilmek için üye girişi yapınız.