ilaç rehberi enerji
Altay
       
Üye Girişi
Üst Üste 2. Galibiyet 05 Aralık 2016  
0
Olağanüstü Kongre Yapıldı 05 Aralık 2016  
0
Özlediğim Altay... 28 Kasım 2016  
0
Tribünümüzden Kötü Haber 21 Kasım 2016  
0
Düşüş devam ediyor 13 Kasım 2016  
0
 
Altay 9 Günde Telafi Edecek 25 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Hedefim 3. Şampiyonluk 25 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Güven geri geldi devamı da gelsin 24 Ekim 2016  
0 Murat Arabacı  
3 Puan Özlemi Sonlandı 24 Ekim 2016  
0 Hürriyet  
Atakan Mucizesi 24 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Altay Galibiyeti Unuttu 17 Ekim 2016  
0 Sabah  
Altay'da Kan Kaybı Sürüyor 17 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Altay'da Turmuş Devri 12 Ekim 2016  
0 Yeni Asır  
Altay Büyük Fırsat Tepti 18 Ocak 2016  
0 Yeni Asır  
Altay'ın İstanbul Kabusu 14 Ocak 2016  
0 Amk  
   
Bizden Haberler

Mektup

16 Temmuz 2011 01:30  
Orhan Berent'ten Yalçın Ayaydın'a açık mektup.

Merhaba, nasılsın... Duydum ki bizim takımı satın almak istiyormuşsun. Olabilir her şey mümkün. Şimdi bir çok şey paraya bakıyor. Bastırırsın parasını senin olur. Başarı, şan, söhret, köklü bir mazisi olan kulüp. Endüstriyel futbol piyasasında kaç paraya gideriz ki?

Fakat bir şey diycem... İsim hakkı, yarışma hakkı, anonim şirket, taşınır taşınmaz menkuller... Yani bu devirde bir camianın para edecek her şeyini alabilirsin de bazı şeylere tüm servetini döksen de erişemezsin.

Hani mutlaka kabaca bir araştırmışsındır, "neyi vardır bu adamların acaba?" İki Türkiye Kupası, 1. ligde iki üçüncülük, en çok süper ligde oynamış kulüpler istatistiğinde üst sıralar vesaire vesaire... Şanlı bir mazi, şeref, gurur, namus, haysiyet örneğin. Yok hayır, bunlardan da bahsetmiyorum. Verirsin parasını bir anda sahip olursun. Benim anlatmak istediğim şey başka...

Mesela Altay marşını asla bizim gibi söyleyemezsin. Mutlaka öğrenirsin de biraz zaman alır ezberlemen. Normaldir. Ben de çocukken ikide bir melodisini unutup babamdan söylemesini isterdim. Şanslıydım. Benim babam futbolu pek sevmemesine ve sporla ilgisi olmamasına rağmen bu marşı ezbere bilir ve pek güzel söylerdi. Tıpkı arkadaşı Bayram Dinsel gibi. Şimdi "Bayram kim" diye sorma, ilerde nasıl olsa uzun uzun anlatacak birileri bulunur.

O armada bizim gördüklerimizi göremeyeceksin hiç bir zaman. Camiadan bir Altaylı ölüp de cenazesine gittiğinde tabutun üzerine siyah-beyaz bir bayrak bırakacaklar. O ana kadar vakur duruşunu hiç bozmamış bir kısım ağır abiler (bunların içinde ben de olabilirim) gözleri dolacak bu manzara karşısında. Pek bir anlam veremeyeceksin belki de onlara özeneceksin bu aidiyet karşısında.

Günün birinde Kulüp Ali'ye yolun düşecek. Orada kolonlardan birinde Mazhar babanın fotoğrafı asılı. O fotoğrafa da asla bizim baktığımız gibi bakamayacaksın, sana yabancı gelecek. Lejyonerin Bizans'ın ayak oyunlarına karşılık takımı Türkiye Kupası finalinde sahaya çıkarmayışına da bir mana veremeyeceksin. Tribünde maç seyrederken gözün eski futbolcularımıza takılmayacak. Çünkü onları farketmeyeceksin ki...

Ağustos ayında bir gece maçında balkon tribünü altında Mithat abiyle karşılaşmanın ve eski bir tanıdığı yıllar sonra görmenin heyecanını yaşamayacaksın. Miço Mustafa'ya, "anlat abi eski günleri" diyemeyeceksin. Wosvos Aytekin, Göztepe'ye attığı golü bana anlattığı gibi sana anlatmayacak hiç bir zaman. "Orhan, bir sıçradım rahmetli Ali Artuner daha çıkamadan kafayı yapıştırdım, dağıttım herifleri" demeyecek. "Ömeragiç'in Piliçleri" deyimini hiç anlamayacaksın. Kör Coşkun'dan da haberin olmayacak.

Hani şimdi her şey başarıya endeksli ya... Play-off finallerinde yaşadığımız o hayal kırıklıklarını ve hüsranı da kabullenmeyeceksin. "Bu sefer de olmadı be, seneye Allah kerim" tevekkülünü anlamayacak, "para verdik başarı isterim" diyeceksin. Ola ki önemli bir maçta sadece 2000 kişi görüp şaşıracaksın. Şaşırma huyumuz böyle. Son 5 dakikada içeri girer çoğumuz. Ya da kalabalık tribünlere aşık olsaydık gider Göztepeli olurduk. Biz böyle alıştık, sen alışabilecek misin?

Diğerlerine göre sayımız az görünebilir fakat inan çok severiz bu kulübü. Yeri gelir başkanımıza tribünde "istifa et" diye bağırır, yeri gelir aynı başkanla diz dize oturur anlattıklarını dinleriz. İlkesizlikten değil, "neden bu duruma düştük" anlayalım diye. Bazen -ki hadi itiraf edeyim çoğu zaman birbirimize düşer içimizde kavga ederiz. Hatta en büyüğümüzle bile mahkemelik oluruz. Ki o büyüğümüz nihayetinde mahkemede barıştıktan sonra "aferin çocuklar takdir ettim bu dik duruşunuzu, fakat dışarda iflahınızı keseceğim sizin" der gururumuzu okşar. Abuk subuk olmadık saatlerde başkan da dahil yöneticileri telefonla arar, "bu takım neden böyle kötü gidiyor" diye hesap sorabiliriz. Onlar da yüksünmeden anlatır, çünkü cep numaralarını kendi vermişlerdir. Aynı şeyi sana da yapabilecek miyiz? Bizim hevesimiz birkaç yıllık değil bir ömür boyu.

Zenginlerimiz biraz snob takılır. Aralarına pek yabancı istemezler. En meteliksiz olanımız bile, "ben Altaylıyım, farklıyım" der. Belki stadımız pek salaş gelecek, bir yanı ağaçlık, bir yanı apartman... Olsun, biz böyle sevdik böyle benimsedik. Kale arkasındaki ağaçların yıldan yıla nasıl boy attığına tanık olduk. Biz de o ağaçlarla beraber büyüdük be gözüm. Bölge binasındaki pencerelerde maçı seyreden tanıdık simalarla selamlaştık. Biz böyle sevdik. Sen de sevebilecek misin?

Yine de sen bilirsin ne diyeyim. Aklıma ilk gelenler bunlar. Yazdıklarımı biraz ukalaca da bulabilirsin. Züğürt tesellisi belki. Fakat bende bir Altay kaldı biliyor musun. Onu da alırlarsa ne yaparım bilemem.

Kaynak: orhanberent.blogspot.com
 



25 yorum 2347 tekil okunma
    Bu habere toplam 25 yorum yapılmıştır.
    Yorum yazabilmek ve okuyabilmek için üye girişi yapınız.